| ||||||||||
| ||||||||||
|
| ||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Paşa'dan 'TSK'da Eğitim' açıklaması'
Habervaktim'de yayınlanan 'TSK'da Eğitim' konulu yazı dizisi ile ilgili Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş'tan dikkat çeken bir açıklama geldi. Yazı dizisinde başvurduğumuz uzman görüşlerine itiraz eden Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş, “Hiçbir zaman dinden uzak durmamız telkin edilmedi ve zorlanmadık; Ramazanda iftar ve sahur yemeklerimizi de çıkardılar ve isteyenler oruçlarını da tuttular. Bayram namazlarımızı, komutanlarımız ve erlerimizle beraber kıldık. Evimde Kuran da okundu ve namaz da kılındı. Hiç kimse beni fişleyip Ordu'dan atmaya kalkmadı. Öğrencilik yıllarında alkol kullanmamız kesinlikle tavsiye edilmedi. Aksine, alkol ve sigaradan uzak durmaya zorlandık” dedi.
Yazı dizimizde TSK'da eğitim-öğretim ve okulların müfredatlarına dair bilgiler aktarmış, giriş koşullarını yansıtmıştık. Ardından da uzman görüşlerine yer vermiştik. Örneğin eski bir TSK mensubu olan Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Demokrasi halk popülizmi olarak görülüyor, laiklik dayatılıyor. Askerlik ne din, ne de yaşam tarzıdır; meslektir. TSK'da doktrin değişikliği şart” diyordu. Türkiye Gönüllü Eğitimciler Derneği Genel Başkanı Yrd. Doç. Dr. İbrahim Erdoğan da askeri okulların diğer devlet okulları ile içiçe olmasını isterken, ÖNDER eski Genel Başkanı Yusuf Ziyaettin Sula şu noktaya işaret ediyordu: “Ölmeyi emretmek zor iştir. Din ve milli duygular takviye edilmeden bu başarılamaz.” 1995 yılında Mardin'de “PKK ile girdiği çatışmada öldürüldüğü” açıklanan ancak ölümü halen tartışılan Jandarma Albay Rıdvan Özden'in eşi Tomris Özden de TSK'da lojman hayatını anlatırken “Komutanın eşine yerinizi vermek zorundasınız. Bu bir kural” diyor ve lojman hayatında genel kabullerin dışına çıkan bir kadının hemen subay eşinin çağrıldığını ve aile siciline çarpı atıldığını söylüyordu. Yazı dizimizde ayrıca Silahlı Kuvvetler Akademisi'nde ders veren bir öğretim üyesi olan Prof. Dr. Nadir Devlet “Askerle siviller karışmalı. Birbirlerini daha iyi tanımalılar. Aynı muhitlerde yaşamalılar. Aynı evlere girip çıkmalılar. Böyle olmalı ki iki taraf da birbirini tanıyabilsin. Esasında subaylar tam tecrit edilmiş durumda yaşıyorlar. İki taraf da birbirini tanımıyor” derken, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan “Bir defa bu eğitim sisteminin kökten değişmesi gerekir. Normal bir sivil, medeni toplum nasıl işlerse, buna yakın bir zihniyet yapısını besleyecek şekilde müfredatın değişmesi lazım” görüşünü ortaya koyuyordu. Prof. Dr. Zafer Üskül de, TSK'nın toplumdan büyük ölçüde koptuğunu ifade ederek “Çok içine kapanmıştır. Subaylar garnizon-orduevi-lojman arasındaki bir üçgende hareket etmekteler. Bir tür kast haline geldiler” diyordu. Prof. Dr. Ümit Özdağ ile Mehmet Ali Kışlalı ise TSK'nın halkla ilişkilerinin zayıf olduğunu, kendini anlatamadığını savunuyorlardı. TİMAV'ın kurucularından emekli müftü Mehmet Emin Parlaktürk ise “Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereğince; tüm askeri okullar Milli Eğitim'e, akademiler de YÖK'e bağlanmalı” önerisinde bulunuyordu. Türk Eğitim Sen Başkanı Koncuk da şu görüşü ortaya koyuyordu: “TSK personelinin aldıkları eğitimin yeterliliğinin değerlendirilmesindeki tek kriterin de personelin belirlenmiş görev ve sorumluluklarını yerine getirip getirememesi olmalıdır. Bunun dışındaki değerlendirme ölçütlerinin, değişik siyasal/sosyal sebeplerinin ve nesnelliğinin de tartışılır olacağı aşikardır.” EMEKLİ PAŞA'NIN İTİRAZI Özetle bu görüşleri aktardığımız TSK'da Eğitim yazı dizimizle ilgili gönderdiği açıklamada Emekli Tuğgeneral Hikmet Yavaş, bu görüşlere katılmadığını ortaya koyarken “Bunların hepsi yalan, iftira” iddiasında bulundu. Yavaş ayrıca bu görüşlerine yer veremeyeceğimizi ileri sürdü. Yavaş'ın Habervaktim'e gönderdiği yazı şöyle: ayın Haber Vaktim Editörü, 13 TEMMUZ 2010 günü; “Türk Silahlı Kuvvetleri'nde Eğitim” konulu yazı dizisine başlayacağınızı belirterek konuyla ilgili bir özet yaptınız. Ayrıca, okuyucularınıza bir çağrıda bulunarak “bu konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım” dediniz. Ben de, Müslümana inanmak düşer düşüncesiyle, yaptığınız çağrının samimiyetine inandım. Bu nedenle size, iki adet yazılı görüşümü sundum. Söz konusu görüşlerimi bildirmekteki amacımı da şöyle açıkladım: “Yayınlayacağınız yazı dizisiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki eğitimi, tamamen dini açıdan irdeleyeceğiniz anlaşılıyor. Öyleyse gelin okuyucularınıza, güzeller güzeli ve en mükemmel İslam dinimizin bazı temel kurallarını hatırlatalım. Böylece okuyucularınıza, yayınlayacağınız yazı dizisini İslami açıdan daha iyi değerlendirme fırsatını da sunalım” dedim. Sözünüzde durmayacağınızı ve işinize gelmeyen görüşleri yayınlamayacağınızı biliyordum. Bu nedenle; “Okuyucularınıza bir çağrıda bulunuyor ve bu konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım diyorsunuz. Alın size bir okuyucu düşüncesi… Eğer inançlarınızda samimi iseniz, buyurun yayınlayın. Böylece, din kardeşlerimize yayınlayacağınız yazıları, dini açıdan değerlendirme fırsatı da sunmuş olursunuz. Bunu yapabileceğinizi hiç zannetmiyorum. Öyleyse Yüce Rabbim sizleri ıslah eylesin” niyazında bulundum. PAŞA'NIN GÖRÜŞLERİ ŞÖYLE Çeşitli nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden atılmış veya terfi edememiş kişilerin, Ordumuza ve askerlerimize kin kusan yalan ve iftiralarını ise, çarşaf çarşaf büyük bir zevkle yayınlıyorsunuz. Örneğin; Silahlı Kuvvetler sayesinde okumuş, doktor ve profesör olmuş, albay seviyesine ulaşmış (muhtemelen general olamadığı için küsmüş) bir psikiyatr ile Silahlı Kuvvetlerden atılmamış ama sözüm ona kendisini attırmış birilerinin(Prof. Dr. Nevzat Tarhan) akla, mantığa ve dinimize sığmayan iftiralarını görüş olarak yayınlıyorsunuz. Onların iddialarına göre, güya: Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyormuş. Bugün TSK'nin en büyük sıkıntısı dinden tecrit edilmiş bir eğitim sistemi imiş. Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor muş. Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyormuş. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyormuş. İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyormuş. Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konuymuş. Sayın Editör, Ben 15 yaşında askeri okula girdim. 41 yıl bu Silahlı Kuvvetlere onurla hizmet ettim ve emekli oldum. Harp Akademisi dahil çeşitli eğitim kurumlarında öğretim üyeliği ve bazılarında komutanlık yaptım. Kısaca çocukluğum, gençliğim ve orta yaşlılığım üniforma altında geçti ve askeri adap, terbiye ve ahlak nosyonuyla eğitildim. Kendime göre İslam'ı bilen, Kuran-ı Kerim'i anlayarak okuyan ve dinimin gereklerini yerine getirmeye çalışan mütedeyyin bir Müslüman olmaya gayret ediyorum. • Bize hiçbir zaman Marksist, Leninist, ateist, mason ideolojisi ve kültürü egemen kılınmaya çalışılmadı. • Hiçbir zaman dinden uzak durmamız telkin edilmedi ve zorlanmadık; Ramazanda iftar ve sahur yemeklerimizi de çıkardılar ve isteyenler oruçlarını da tuttular. Bayram namazlarımızı, komutanlarımız ve erlerimizle beraber kıldık. Evimde Kuran da okundu ve namaz da kılındı. Hiç kimse beni fişleyip Ordu'dan atmaya kalkmadı. Öğrencilik yıllarında alkol kullanmamız kesinlikle tavsiye edilmedi. Aksine, alkol ve sigaradan uzak durmaya zorlandık. “Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyormuş. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyormuş.” İddiasının ise; dinden, imandan, akıldan, mantıktan, izandan ve ahlaktan yoksun bir yakıştırma olduğunu düşünüyorum; • Evet, askerlik bir yaşam tarzıdır. Çünkü: Fedakarlık ister, Asker eşi ve çocuklarının da bu fedakarlığa ortak olmalarını ister, Gerektiğinde ülken ve milletin için canını vermeye hazır olmanı ister, Bütün bu özverileri severek ve gönülden yapmanızı ister, Ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum inancına iman etmenizi ister, • İşte bu nedenle “ askerlik bir yaşam tarzıdır” demek, İslam'a yaklaşmak demektir. Bu cümlecikten hareketle “ASKERLİĞİN DİN OLARAK GÖRÜLDÜĞÜ ALGISINI OLUŞTURUYORLAR” iddiasında bulunanların ahlak ve namusunu Allaha havale ediyorum. Bu haber 6 defa okunmuştur.
|
GALERİ |
||||||||
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||